Hasan ve Sakine Ana

Uzun bir uykudan sonra Hasan'ın motoruyla Çağlayan (Gürlevik) Şelalesi'ne gitmeye karar veriyoruz. Şelale doğa harikası denilecek cinsten; her yerden fışkıran sular, ikiye ayrılmış kocaman gövdeli ağaç, tepede kır çiçekleri..."Tepedeki çimenlikten seyreylemek şu alemi, küçülmüş ufacık olmuş insanların alemi". Tepenin altında duran Tokilerle göz göze gelmemeye çalışarak güneşin batışının keyfine varmaya çalışıyorum. Şelaleden dönerken biraz üşüyorum ve ilk kez bu kadar uzun bir motor yolculuğu yaptığım için kendimi tebrik ediyorum. Duyan da motoru süren benim sanacak, ben arkada yolun keyfini süren bir yolcuydum sadece. 


Çağlayan Şelalesi


Çağlayan Şelalesi'nde otlayan at


Kadim ağaçlar ve Burcu serisi

Hasan, yol boyunca bana yoldaşlık eden, iyi yürekli insan. Zaman zaman ona sinir oluşlarıma, söylenmelerime hiç aldırış etmeden iyiliğini sürdürdü ya bana karşı, sabrına hayran oldum. Yanımda fazla nakit olmadığından para gereken yerlerde çoğu zaman Hasan ödedi. Yine para ile olan ilişkim gün yüzüne geldi. Hasan'ın defalarca paran yoksa ödeme demesine rağmen kendimi bir hayli mahcup hissettiğimi fark ediyorum. Ayşe'nin Ankara'daki çemberine gitmedim diye üzülüyorum bu kez de:) Hasan can kardeşim, motorunla dünyayı dolaştığın günleri de görürüm dilerim. 

Hasan'ın annesi Sakine Ana, onu anlatmaya sayfalar yetmez sanırım. Bembeyaz saçları ile bir masaldan fırlamış yaşlı bilge kadın. Yaşadığı zorlukları anlatırkenki sakinlik ve zorlukların gücüne güç kattığını görmek beni bir hayli etkiledi. 74 yaşında bana soframı hazırlamaktan imtina etmeyen bu kadının evine gelen giden eksik olmuyor. Üniversite öğrencilerini ağırlıyor, okul masraflarını karşılıyor Sakine Ana. Memurluktan ayrıldığımı söylediğimde beni hiç yadırgamıyor ve destekliyor. Şunu da ekliyor: "Kızım gezerken boşuna gezme, herkesten bir şeyler öğren, herkesten öğreneceğin mutlaka bir şeyler vardır." Hikayelerimizi paylaştığımızda ise, Aşık Veysel'in "Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez" sözünü hatırlatıyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum, gözlerim doluyor sadece bu sözler karşısında. Eşinden şiddet görmüş, çocuklarını kaybetmiş bu Ana şimdi yatalak eşine de evine gelen misafirlere de hürmetini sunmaktan hala geri durmuyor. Evlerinin yeni üyesi yavru kedi Nora'nın popusunu yıkayıp sütünü içermesi, onu koynunda uyutması anneye olan ilgimi iyice arttırıyor. Her yanından şefkat fışkırıyor Sakine Ana'nın, saçının her bir beyaz telinden. Dimdik hala ayakta pamuk annem ellerinden öperim.

Eve geldiğimde yaşadığım tedirginlik ve hemen içime üşüşen yargılar geliyor aklıma. Bir kez daha hatırlıyorum insanların kalplerine, iyiliklerine bakarak sevebilmenin çok kolay olduğunu. Çok kolay olduğunu aslında insanların gözlerindeki ışığı görebilmenin. Beni tanımadan evlerini açan, sofralarını paylaşan bu güzel insanları alıp bağrıma koyuyorum. Bir kez daha anlıyorum, benim öncelikli amacımın yeni yerler görmek olmadığını. Benim derdim gezerken gezdiğim yerlerde karşılaştığım yüreklerle bağ kurmak, hikayelerini dinlemek, onlarla hasbihal etmek imiş. Ve gördüm ki bu karanlık devrelerde öyle çok insan var ki ışıklarıyla dünyaya gönüllerinden hizmet eden, ah Anadolu. Ana ve Dolu, Ey Tanrıçanın kadim toprakları. Ne kadar yok edilmeye çalışılsa da değerlerin, katledilse de doğan, hala bilgesin, vahşisin, kadimsin...Toprağını sevdiğim, dünya hatta evren vatandaşı olsam da Anadolu'ya hayranlığım bir başka. 

Bu arada Eğin'deyken Dersim'deki arkadaşım Deniz ile sık sık konuştuk ve orada olan olayları öğrenince yanına gelmekten vazgeçtiğimi söylüyorum. Erzincan'a döndüğümüzde hala kararsızım. Bir yandan Dersim'i görmek için yola çıkmışım diğer yandan orada olan olaylardan tedirgin oluyorum. En sonunda yolların açık olduğunu öğrenip Dersim'e gitmeye karar veriyorum. 

Çantamdaki Halil Cibran'ın "Meczup" kitabını Hasan'a hediye ediyorum.  O an yanımda çantamda olan ne varsa hissettiğim anda hissettiğim kişiyle kitaplarımı paylaşmaktan mutlu oluyorum. Hasan, beni otogara bırakıyor, otogarda yanımızda nakit olmadığından otobüs firması önemli değil diyerek para almıyor, kısa bir utanma hallerinden sonra kabul ediyorum bu hediyeyi. Bir saat boyunca otogarda benimle bekliyor Hasan. Otobüse binerken elini uzatıyor, öyle olmaz diyerek kendime çekiyorum ve sarılıyorum bu çocuk yüreğe. Hoşçakal can kardeşim Hasan. Ve Dersim merhaba.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah