Dersim Günlükleri 4

Ertesi sabah Deniz beni merkeze bırakıyor, ne yapacağımı hala bilmiyorum. Deniz ile vedalaşıyoruz. Deniz'in engin tıbbi bitkiler bilgisinden faydalanmak, Dersim'in dağlarını dolaşmak iken niyetim gezinin bambaşka bir hal almasını ilgiyle izliyordum ben de. Deniz ile çok sıcak ayrılmadığımızın da farkındaydım. 

Merkezde nereye gideceğimi bilemez bir halde telefon faturamı ödemek üzere bir Vadofone merkezine giriyorum ve sohbete başlıyoruz. Giriş o giriş birkaç saat kalıyorum orada, çaylar söyleniyor, dün yaşadığım olayı anlatıyorum. Öyle sakin karşılıyor ki, şaşırıyorum. Bir yandan alışmak kelimesi çok çirkin geliyor, diğer yandan alışmayıp da ne yapacaksın, her seferinde şok şok bünye nasıl kaldırır tahmin edemiyorum. Bu arada Birgül ile telefonlaşıyoruz. Beni almaya yanıma geliyor ve ani bir kararla günübirlik Ovacık'a gitmeye karar veriyoruz. Atlıyoruz dolmuşlara ve yüreğim biraz tedirgin koyuluyoruz yola. Yolda gördüğüm manzaraları görünce iyi ki gelmişim diyorum. Munzur'un coşkusu, dolmuşta çalan türküler, dağların yüceliği iyice coşturuyor beni de. Merkeze vardığımızda bir kafede biraz dinlenip, gözelere doğru yola koyuluyoruz. Gözelerde, her yerden su fışkırıyor haliyle, cila denilen incecik bal mumundan yapılmış mumlardan alıp yakıyorum Munzur Baba'nın yüzü suyu hürmetine. Gözelerde tepede bir ağaç var, o ağacın yanına oturuyoruz biz de. Birgül de oraya çadır kurmak istiyor, dilerim bir gün birlikte kurarız can kız. Birgül, bitkileri tanıtıyor bir yandan hem de Zazaca isimlerini de söylüyor, çok hoşuma gidiyor yöresel isimlerini bilmesi. Çağlayan Munzur'un kenarında oturup dinleniyoruz. Suyu dinliyoruz, dualar ediyoruz. Ayaklarımızı buz gibi suya sokup serinliyoruz. Köyde terk edilmiş evleri inceliyoruz biraz, boşaltılan köyleri anlatıyor Birgül. Biri de onların köyleri, ailesi zorunlu olarak göç etmiş Elazığ'a. Merkeze otostop çekerek gidiyoruz, merkezde bolca kır çiçeği toplayıp başımıza taç yapıyoruz. Kafede çalışan Mustafa'nın Zazaca türkülerini dinliyoruz ve türküleri dinledikten sonra geceyi Ovacık'ta geçirip geçirmemek arasında kalıyoruz. Benim tedirginliğimden ötürü dönmeye karar veriyoruz. Hem akşama bir arkadaşla Elazığ'a geçmeye karar veriyoruz. 


Ovacık'ta çay bahçesinde papatyadan taç yapmanın keyfi

Canım kızkardeşim Birgül ile sapsarıyız

Gözelerde bir tepeden seyreylemek şu alemi

Ovacık'ta boşaltılan bir ev
Kır çiçekleri gibi şen gülüşlerimiz

Bir demet çiçek sunsam size alır mısınız

Dönüş yolunda biraz daha duygulanıyorum. Daha yeni yeni Dersim'in ruhunu hissediyorum. Dolmuşta çalan Zazaca deyişler, akıp giden Munzur suyu ve Ovacık Vadisi, Birgül ile konuşmadan anlaşmalarımız. Ah Birgül, kocaman yürekli, esmer tenli, gül yüzlü arkadaşım. Dersim'e iyi ki gelmişim diyorum, seninle karşılaşmak en güzel hediyesi oldu bu yolculuğun. Birgül, benim dünkü sinirli ve öfkeli halimi olduğu gibi karşıladı, aldı beni bağrına bastı. Onunla biraz daha vakit geçirmek için bayramda Elazığ davetini sorgusuz sualsiz kabul ediyorum ben de. Yolun böyle sürprizlerle dolu olmasına bayılıyorum. 

Akşama feribot ve kara yoluyla Elazığ'a ulaşıyoruz. Birgül'ün ailesi Elazığ'da Dersimli ailelerin yaşadığı bir gecekondu mahallesinde yaşıyor. Çocukluğum geliyor aklıma ve gecekondumuzun yerine apartmanların yapıldığını gördüğümdeki hissettiklerim. Birgüller 9 kardeşler ve uzun zamandan beri tüm kardeşler bir araya geliyor bu bayramda. Ben de aralarına dahil olmuş oluyorum böylece. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah