Dersim Günlükleri 2


Yazıyı bu şarkı eşliğinde okumanızı öneririm.

Dersim'de şehir merkezinde dolaşmaya çıkıyorum tek başıma. Dedim ya bayılıyorum bir kentin kafelerini, kitapçılarını, sokaklarını tek başıma keşfetmeyi. Baran Kitabevi dikkatimi çekiyor, önünden birkaç kez geçmişim yeni fark ediyorum. İçeride gördüğüm defterler, dergiler, kitaplar alıyor beni benden. Kurtlarla Koşan Kadınlar'ın yeni baskısını görüyorum. Alıp elime kokluyorum kapağını, okşuyorum. Kitapları geziyorum da, derdim sohbet aslında. Kitapçıda çalışan Sibel ile konuşmaya başlıyoruz, bir çay söyleyeyim diyor. Oturuyorum yere, nereden geldiğimi, ne yaptığımı soruyor. İlgiyle dinliyor beni, ben de geldim Dersim'e bir daha gitmek istemedim diyor. O sırada Deniz giriyor içeri, birlikte Munzur'un kenarındaki Celal Doğan lokantasına gidiyoruz. Çalan müzikler ile Munzur'un parlayan suları karışıyor birbirine. Yöreye has Gulik (Çiriş) otunun yumurtalı kavurmasını yerken dilim damağım her hücrem zevkten dört köşe oluyor diyebilirim. Bir de mantarı meşhurmuş, onu da bir başka zamana bırakıyoruz. 

Dersim'de çok güzel kızlar ve yakışıklı erkekler görüyorum. Kadın çok rahat bu şehirde, bunları söylemeden geçemeyeceğim, Türkiye'de gördüğüm doğu illeri ve büyük şehirler arasında ve hatta Türkiye'de kadınların en rahat olduğu şehir desem yerinde olacaktır. Seviniyorum kadınları istedikleri gibi giyinip, özgürce kahkahalarını savururken görünce.

Munzur Vadi'sine doğru yürüyüş yapıyoruz bir sabah, kuş sesleri eşliğinde. Yine bir kontrol noktasından geçerek gidiyoruz. Şehrin ortasında kıyısında her yanında askeri araçları, tomaları vs. görmek sinirlerimi alt üst ediyor biraz. Her gece tepede uçan helikopterler uykumu kaçırıyor. Bu cennet diyarlarda yaşananlara bak hele. 

Dersim merkezden ertesi gün Pülümür'e geçiyoruz. Yolda yine kimlik kontrolleri artık alıştım sanırım ben de. Pülümür'de evde bir güzel dinleniyorum, bilgisayar bulmanın heyecanı ile başlıyorum geriden gelen yazılarımı yazmaya bloguma. Deniz birkaç kez teklif ediyor onunla göreve gitmemi, köyleri çok görmek istiyorum aslında. Bir yandan tedirginim, bir yandan da bilgisayar bulmuşken yazılarımı devam ettirmek istiyorum. Hiç çıkmıyorum Pülümür'de bu yüzden evden.  

Akşama Orman İşletme Şef'liğine uğruyoruz. Orada közde biber, soğan, patates ikram ediyorlar bize. Çiçeği burnunda şef Birgül ile tanışıyoruz. Bir tanışıklık, yakınlık hissi Birgül ile. Akşama Denizlerde projeksiyon ile Peekay'i izliyoruz. Sonrasında halay çekiyoruz. Pülümür'de bir akşam hint filmi izleyip halay çekeceğim hiç aklıma gelmezdi cidden. Birgül bir ara yanıma sokuluyor, anlatmaya başlıyor. Sanırım biraz da şarabın verdiği rahatlıkla dili çözülüyor iyiden iyiye. Dinliyorum ben de onu şefkatle. Benzer süreçlerden geçtiğimizi fark ediyorum. Ben de anlatıyorum, sorular soruyor bu kez nasıl geçtiğine dair. İnsan insanı yaralarından mı tanıyor acaba diyorum. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından bahsediyorum, ertesi gün fotoğrafını yolluyor bana. Dersim'den Baran Kitabevi'nden almış yeni baskısıyla kitabı. Seviniyorum, Borges'in karşıma çıkan bir sözünü okuyorum ona: "Bir kadın kendini başka bir kadında doğurur." gibi bir şeydi, sözü tam hatırlayamıyorum. O geceden sonra her gün görüşüyoruz Birgül ile. Bu kez onun evinde "Küller ve Kar" belgeselini izliyoruz. Belgeselden bazı videoları izlemiştim ama tamamını müzikler eşliğinde izlemek beni bir hayli coşkulandırıyor. Doğayla insanın bir olan halleri, kaplan yüzünden insan yüzüne geçiş görüntüleri ve belgeselde kullanılan şiirsel dil beni büyülüyor. Belgeselde geçen şiirlerden hangisini paylaşacağımı şaşırıyorum. Ve hala kulaklarımda tok sesle defalarca okunan sözler:

"...tüy ateşe, ateş kana, kan kemiğe, 

             kemik iliğe, ilik küllere, küller kara..."

Belgeselden bir bölüm ise burada:  https://www.youtube.com/watch?v=gSX444hQ5

Belgeseli izledikten sonra duygularımı paylaşmak istiyorum, hemen küçük bir çember haline dönüşüyoruz. Mum yakıyorum ortaya ve minik bir çember yapıyoruz canlarla. Seviyorum ya insanları, çemberi, mumu, geceyi, şiiri...Ve sonra duvara yansıyan gölgemle dans ediyorum, geceyle dans ediyorum sonra, bir de ayın şavkıyla....


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah