Dersim Günlükleri 3
Pülümür'de geçen son günde ilk kez çıkıyorum evden Birgül ile kuş sütü eksik kahvaltımızı yapıyoruz ve yönetmen arkadaşı Caner'in evine gidiyoruz. Caner'in Dersim'in yaşlılarından yöreye özgü masalları topladığını öğreniyorum. Bir hayli ilgimi çekiyor, Birgül de ara sıra yardıma gidiyormuş Caner'e. Birlikte çektikleri Sabi Nine'nin Zazaca söylediği türküyü dinletti bana Birgül. Caner şehrin biraz dışında kırmızı köprü diye bir mevkide köy evinde tek başına yaşıyor. Köy evinin bahçesini otlar bürünmüş, vahşi bir ormana dönüşmüş adeta. Hamakta Birgül ile keyif yapıyoruz, eğlenceli fotoğraflar çekiyoruz. Bir güzel dinleniyoruz Caner'in huzurlu bahçesinde. Birkaç adım ötede operasyonlar oluyor birkaç adım beride huzurlu bir köy bahçesi. Aklım almıyor, bir yandan bunca şeyi nasıl kaldırır insan psikolojisi diyorum. Bir yandan insanların toprakları, köyleri işte yaşıyorlar, ölümle her an burun buruna. Hemen hemen her gün helikopter sesi duyarak, bir yanda çatışmalar olurken diğer yanda Munzur'un keyfini sürerek. Yaşam devam ediyor bir şekilde. Bunu görmek ve bu zor zamanlarda en sıkıntılı yerlere kadar gidebilmek cesaretimi de arttırıyor bir yandan. Belki köylere gidemedim ama bu geziyi gerçekleştirmiş olduğum için tebrik ediyorum kendimi.
Haftasonu Ovacık'ta Deniz'in arkadaşlarının düğünü olacak, ona katılmayı iple çekiyorum. Hem Ovacık'ı hem de oranın düğünlerini çok merak ediyorum. Pülümür'den Dersim merkeze gitmek üzere özel araçla yola koyuluyoruz. Türkülerle güle oynaya giderken çay molası için duruyoruz bir yerde. Anlıyoruz ki araçlar durmuş, yolun ilerisine gidilmiyor. Meğer bir kömür kamyonu yanmış, biraz tedirgin oluyorum. Ama rahatlatmaya çalışıyorum kendimi, geri döneriz muhakkak diye düşünüyorum. Ne var ki aracı süren arkadaş biran önce ailesine kavuşmak istiyor. Bir yandan karanlık bastırdığından Vadi'den geri dönmek tehlikeli olacağından risk alıp alevler içinde yanan kamyonun yanından geçmeye karar veriyorlar. Büyük bir şaşkınlık ve korku içerisinde ne diyeceğimi bilemeden biniyorum arabaya. Birgül ile el ele tutuşuyoruz, arabada korku hakim. Bu korkuyu da dalga geçerek şakalarla dağıtmaya çalışıyor arkadaşlar, bir yandan olayın videosunu çekiyorlar. Alevlerin yanından geçerken bir an hayatın ne kadar kısa olduğunu idrak ettim, ilk kez yaşıyordum böyle bir olay. Alevlerin sıcaklığını hala tenimde hissedebiliyorum. Aracın yanından sağ salim geçtik bu kez de helikopterler tepemizde dolanıyor, bu kez de onun telaşı. Neyse ki kontrol noktasını da geçip şehre varıyoruz. Ben hala şoku atlamamış olmanın verdiği korku ve öfkeyle karışık söylenmeye devam ediyorum. Hala aklım almıyor nasıl geçtiğimize o aracın yanından.
Savaşı düşünüyorum, insanların neler yaşadıklarını anlamaya çalışıyorum, yaşanan acıları düşünüyorum. Nasıl dayandıklarını düşünüyorum. Sonra Anadolu'nun ne çok acısı olduğunu düşünüyorum. Bolca şifa çalışmaları yapılıyor ya hani, doğuda belki birkaç kat fazla şifacının çalışması lazım bence. Bir şeyler yemek için yine Celal Doğan lokantasına gidiyoruz. Lakin benim sinirden ve korkudan bir şey yiyecek halim yok ve savaşa, olaya dair birkaç kelam ediyorum. Bunun üzerine Deniz'in "Şiddet, şiddeti doğurur" lafını hiç unutamıyorum. Şiddet, şiddeti doğurmasın işte Denizcim, şiddet şifayı doğursun bir kez de. Artık acılardan arınmanın zamanı gelmedi mi, artık çok sıkılıyorum acılara tutunanlardan. Evren diyoruz, galaksiler diyoruz, dünya diyoruz küçücük bir nokta ve o noktada insan, okyanusta bir damlayız. Neyin savaşı bu gerçekten anlayamıyorum. Acılarımızı anlatalım, paylaşalım, yasımızı tutalım, ama şiddete şiddetle karşılık vermenin mantığını gerçekten anlayamıyorum.
Biran önce şehri ve ortamı terk etme isteği baş gösteriyor. Kayaköy'de yaşadığım anlar geliyor aklıma yine istemediğim bir ortamın içinde bulmuştum kendimi, durmak zorunda değildim. Ve şunu bir kez daha anlıyorum ki keskin, politik içerikli konuşmalara hiç gelemiyorum artık ve yakınımda, yöremde böyle konuşmalar istemiyorum. Ben insanlardaki güzelliği göreyim derken fazla hırpalıyor olabilirim sanırım kendimi. Ertesi gün Urfa ve Antep'i iptal edip, rotamı Doğukan'ın çağrısına çevirmek için İzmir'e çevirmeye karar veriyorum. Gece yine helikopterler tepemde dolanıyor, bir damla uyku girmiyor gözüme.
Yorumlar
Yorum Gönder