Elazığ ve Birgül'ün Ailesi

Elazığ'da bir bayram sabahı çocuk sesleri, şen kadın kahkahaları arasında uyanacağım aklıma gelmezdi hiç. Bir an nerede olduğumu şaşırmıştım zaten. Birgüller; Kader, Güneş, Songül, Nurgül, Birgül, Sümbül altı kız kardeş ve üç erkek kardeş olmak üzere toplamda 9 kardeşler. Her biri başka yerlerde yaşamlarını sürdürüyorlar. Uzun zamandan beri ilk kez hepsi bir araya geliyormuş, onuncu kardeş de ben oluveriyorum. Kızların her biri birbirinden alımlı, bellerine kadar uzanan saçları, esmer tenleri ile alımlı Kürt kızları. Kız kardeşler ve yengeler ile birlikte hazırladığımız kahvaltı sofrasına oturmak çok keyifliydi. Bu kadar kalabalık bir kadın ahalisiyle birlikte olmak enerjimi arttırmıştı. Bahçeye çıkıp vişne topladık birlikte, sonra topladığımız o vişnelerin çekirdeklerini çıkardık imece usulü. Özlemişim köyde türküler eşliğinde kuzenler ile birlikte tarhana, kışlık erzak vs. köy işi yaptığımız zamanları. Kızlar bana öyle sıcak davranıyor ki sanki yıllardır tanışıyoruz hepsiyle ve aileden biri gibi oluyorum. Bayram sabahı kalkıp ekmek yapan annenin yanına gidiyoruz Kader abla ile, alıp kokluyorum mis gibi ekmeği, oh Anacığım ellerine sağlık. 

Birgül ile bir ara mahalleyi gezmeye çıkıyoruz. Bana Pülümür'de videosunu izlettiği Sabe Nine'nin elini öpmeye gidiyoruz. Nine öpüyor bizi sevecenlikle, türküyü söyleyen nineyi gördüğüme seviniyorum. Bakışıyoruz uzun uzun, gözlerimizle konuşuyoruz sanki. Sabe Nine, başını Dersim yöresine özgü bağlamış, biraz hasta bu aralar. Solgun olmasına rağmen gözlerindeki bilgeliği seziyorum. Şahmaran'ın ruhu kaçmış sanki Sabe Nine'nin içine, hissediyorum. Gözlerinin buğusunda gezinen Şahmaran'ı görüyorum. Nine'nin yanından ayrılıp dolmuşla Harput'a giderken gördüğüm duvarları boyalı evdeki heykeltraşı ziyarete gidiyoruz bu kez de. Heykel işiyle uğraşan Medayin, bizi görünce ara veriyor ve atölyeye çevirdiği gecekondunun altında koyu bir sohbetin içinde buluyoruz kendimizi. Şahraman ve çığlık tablosunu birleştirdiğini gördüğüm eserini sorunca bambaşka bir boyuta geçiyor masallar, mitoloji ve dinler üzerine yaptığımız sohbet. Yaşadığı yeri güzelleştiren insanlara hayranım, bir mahallede evinin duvarlarını rengarenk boyamış bir heykeltraş, taş ustası, taşların masalını anlatan bir Şahmaran. Medayin'in gözlerinde de tıpkı Sabe Nine'de olduğu gibi Şahmaran'ın ruhunu hissedebiliyorum. Bu genç adamla biraz daha vakit geçirsem diyerek ayrılıyoruz Medayin'in yanından. Mahalle aralarında dut ağaçlarından dut toplayarak geçiyoruz evimize. 

Elazığ'da mahalle gezmesinin dışında Harput'u gezmeye gidiyoruz. Burayı gezerken iyice açılıyoruz birbirimize. Harput'un tepesinde oturup Harput türküleri dinliyoruz. Anadolu ne zengin bir kültüre sahip yahu, bunu söylediğim türkülerin yakıldığı yerleri, köyleri gezince daha da iyi anladım. Harput'un dokusu bir başka gerçekten, Ermeniler ne de hoş yapılar bırakmış bu memlekette. Elazığ'da yaşasam Harput'tan çıkmazdım diye düşünüyorum. Elazığ'da günler daha çok Birgül'ün ailesi ile geçiyor. Ben de bir güzel dinleniyorum bu süreçte. Ve rotamı sıcaklara rağmen Urfa'ya çevirmeye karar veriyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah