Kemaliye (Eğin) Günlükleri-2

Ertesi gün kampta Hacı Baba diye anılan Hacı Ömer'in sohbeti eşliğinde kahvaltı yapıyoruz. Hacı Baba, 500 yıllık aile mesleği olan kasaplığı İstanbul'un Beşiktaş semtinde uzun yıllar icra ettikten sonra memleketine dönüş yapıyor. Kemaliye'nin tarihinden, kültüründen, türkülerinden, türlü efsanelerinden bir kuble anlatıp dilimize bal çalan Hacı Baba, hikayelerinin devamını bir rakı sofrasında anlatabileceğini söylüyor. 

Kahvaltıdan sonra başlıyoruz bu şirin kenti keşfetmeye. Kemaliye'nin ahşap evleri Karadeniz'i anımsatıyor bana. Evlerin içini çok merak ediyorum, içlerine gireceğimden hiç şüphem yok. Kapıların hepsinde değişik tokmaklar görüyorum ve bazı evlerin üzerinde ev sahiplerinin ismi yazıyor. Tokmakların hepsi ayrı ayrı incelenesi. Oldum olası kapılara merakım vardır zaten. 




               Kapı Tokmakları

Sokaklarda bolca altlarına bez serilmiş dut ağaçları gördüm. Dut Ağacı'nın bu yörelerde önemi büyük. Ara sokaklar çeker beni hep, Şahsuvar adlı bir sokağa giriyorum. Daracık merdivenli sokaklar, her köşe başında çeşmeler ve dut ağaçları... Yokuştan tırmanırken gördüğüm dükkanlar, ayakkabıcılar, çeyizciler, bakkallar mahalle kültürünün nasıl da korunduğunu gösteriyor. Caminin yanında yüksek bir hızda akan bir dere var ki buraya Kadıgöl deniliyormuş. 



Evin önündeki direkte asılı bir küp, içinde bitkiler




Eğin'in karakteristik ahşap evlerinden


Hamdolsun Apartmanı


Cami'nin yanındaki Kadıgöl


Eğin Sokakları


Şahsuvar Sokağı

En tepeye çıktığımızda mani yolundaki manileri okuyoruz, Eğin'de ne çok türkü yakılmış meğer, kadınlar gurbete yolladıkları sevgilileri, eşleri için ağıtlar yakmışlar. 


"Bilmem nere gidem yarın elinden
İşveyi cilveyi çok ister benden
Sanki benim mor sümbüllü bağım var
Zemheri ayında gül ister benden"


"Ağam bıyıkların burmadır burma
Bir teli ibrişim, bir teli sırma
Ela gözlerini sevdiğim ağam
Mevla'yı seversen gurbette durma"




"Pişirdim dutları yaptım perverde
Sen gideli tad kalmadı evlerde

Ela gözlerini sevdiğim ağam

Sen olmazsan yaşayamam bu yerde"


"Fırat kenarında balık değilim
Senden ayrılalı ayıkdeğilim
Herkes sevdiğine neler gönderir
Bir kuru selamına layık değilim"



Mani Yolu'nu gezerken güneş tepemizde olduğundan yorulmuşuz, Belediye Parkı'nda soluklanıyoruz ve Eğin'i tepeden izlerken bir türkü dolanıyor dilime:

"Eğin dedikleri küçük bir şehir
Ana ben cahilem kurban çekemem kahır
Yediğim içtiğimde aguylan zehir ölem
Dön gel agam dön gel paşam Eğinli misen
Sılaya dönmeye de yar yar yeminli misen"


Belediye Parkı'ndan Eğin manzarası

Grup Abdal yorumuyla türküyü dinliyoruz, kadınların yüreklerinden dökülen bu sözleri alıp yüreğime koyuyorum ben de. Türküyü dinlemek isterseniz işte buyrun: 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah