Erzincan Yolları

Dersim yıllardır merak ettiğim, festivalleri  ve doğal güzellikleriyle dostlarımdan adını binlerce kez işittiğim memleket. Muğla'nın köylerinde kendime bir aylık enfes bir terapi yaptıktan sonra Ankara'ya uğradım ve ver elini Tunceli dedim. Dersim'de yaşayan ve oraya aşık olan Deniz'den aldığım coşkuyla da yollara düşmeye karar verdim. Doğu Ekspresi'nden Erzincan'a gitmek üzere 33 tl'ye bilet aldım. Eh Erzincan'a gitmişken Erzincan'ı da gezmeye karar veriyorum. Ankara'dan önce otobüsle Kırıkkale/Irmak'a aktarma yapıp sonra trene binebiliyorsunuz. Trene binerken önce biraz tedirgindim sonra treni öyle çok özlediğimi fark ettim ki, yolculuğun tadını çıkarmaya koyuldum. Yol boyunca rayların çıkardığı sesleri dinlemenin, dağları, kır çiçeklerini ve dereleri izlemenin keyfine doyamadım. Yaşlı teyze ve amcaların birbirleriyle hastalıklarından konuşmaları ve hatta hastalıklarını yarıştırmaları  ve gece yarısı yüzlerini beyaza boyamış gezgin gençlerin vagonları gezerek zombi deneyi yapmaları treninin benim için unutulmaz anlarındandı. 

On altı saat süren yolculuğun ardından nihayet Erzincan'a varmıştım. Tarihi Erzincan Garı'nda soluklanırken Deniz'in yönlendirdiği Hasan'ı aradım. Ona ulaşamayınca garda tanıştığım arkadaşlar beni arabalarıyla şehir merkezinde bir kafeye kadar bıraktılar. Her yerde her koşulda yardımsever, sıcak, iyi insanlar çıkabiliyor işte.

Kafe'de dinlenirken karşı masama oturan bir kadın dikkatimi çekiyor. Merhaba, gezgin misiniz diye soruyorum. Evet diyor gülümseyerek ve beni masasına davet ediyor. Kısa zamanda öyle bir sohbet koyultuyoruz ki, otobüse yetişmesi gereken Sevinç'i bırakasım gelmiyor. Editör olduğunu, Anadolu'nun köylerini gezerek yaşlı bilge kadınlarla çekimler yapmak istediğini, bana yazılarımı yayımlatmak konusunda yardım edebileceğini söylüyor ve bu güzel kadın yollara düştüğümü öğrenince benim hesabımı ödemek istiyor. Ah yine para ile olan mevzular, kabul ediyorum ben de biraz utanarak yine de. İran ve Hindistan'a birlikte gitme ihtimallerini konuştuktan sonra Sevinç masadan kalkıyor ve arkasından sevgiyle bakıyorum.

Sevinç'ten sonra bu kez beni evinde ağırlayacak olan arkadaş Hasan geliyor ve eşyalarımı alıp Hasan'ların evine geçiyoruz. Hasan ailesiyle yaşıyor, ressam ve heykeltraş, yenice gezmelere başlamış. Hasan'ın annesi'nin bembeyaz saçları var ve yanakları tombulca. Şefkati yüzünden akıyor, masallardaki pamuk ninelere benzetiyorum onu. Bana yerimi gösterirken adınız nedir diyorum, ismim Sakine ama bana hep "ANA" diye seslenirler diyor. Neden Ana diye bilindiği e bambaşka yazıların konusu olur, bahseder miyim bilmiyorum. Ana'ya teşekkür edip dinlenmeye çekiliyorum. 

Dinlendikten sonra Hasan'ın motoruyla şehrin yakınındaki Ekşisu Sazlıkları Sulak Alanı'nı ve Altıntepe denilen Urartular'dan kalma bir kazı alanını ziyarete gidiyoruz. Tepe'den şehir manzarasının keyfine varıyoruz. Ertesi gün Erzincan'ın ünlü ilçelerinden Kemaliye/Eğin'e gitmek için kritik yapıyoruz ve hala yol yorgunu olduğumdan eve doğru yola çıkıyoruz. 




Yokuşun başındaki Hasan ve benim gölgem


Erzincan/Altıntepe Kazı Alanı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah