Kemaliye (Eğin) Günlükleri-3

Eğin gez gez bitecek bir yer değilmiş onu anlıyorum. Şehir merkezi bir yana etrafta doğa yürüyüşleri yapılan rotalar, kanyonlar, köyler bulunuyor. Ayrıca burada her yıl doğa sporları festivali yapıldığını öğreniyoruz ve festivale çok az zaman kalmış.

İsmail ile gezebiliceğimiz  yerler hakkında konuştuktan sonra Eğin'in köylerini ziyaret etmeye karar veriyoruz. Dutluca, Ocak ve Çit köylerini plana dahil ediyoruz. Ocak Köyü'nde Hıdır Abdal Türbesi olduğundan, Çit Köyü'nde Enver Gökçe'nin evi olduğundan bu köyleri tercih ediyoruz. Dutluca Köyü'nün neyi meşhurdu hatırlamıyorum:) Muhtemelen duyuları:) Ayrıca kampın biraz yukarısındaki köyün hepimizin çocukluğundan hatırladığı


"Orada bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür
Gitmesek de kalmasak da
O köy bizim köyümüzdür"
        
             Ahmet Kutsi Tecer

şarkısının yazıldığı köy olduğunu öğreniyoruz.Dilerim buraya da uğrarız diye geçiyor içimden.

Eğin'de ulaşım çok kolay değil. Mesela köylere giden dolmuş vb. gibi araç yok, ama arabanız varsa rahatça gezebilirsiniz tabi. Biz de her gün Elazığ'dan Eğin'e gazete getiren araba olduğunu öğreniyoruz ve ona yetişmek için merkeze doğru yürümeye koyuluyoruz. Hasan'a biraz sinirleniyorum arabayı kaçıracağız diye ki merkeze vardığımızda Hasan'ın Eğin'e gelirken minibüste tanıştığı abiyle karşılaşıyoruz. Tam derdimizi anlatmaya çalışırken ben de arabaya doğru gidiyordum diyor. Yani tam zamanında oradaymışız. Hasan'a olan sinirimi geri alıyorum.

Koca koca dağların arasından, kıvrıla kıvrıla giden yıllardan geçerek Dutluca Köyü'ne varıyoruz. Yolda bir arabanın uçurumdan uçtuğu muhabbeti midemi bulandırıyor. Köyün kahvesinde dinlendikten sonra 3 km'lik yokuşun tepesindeki Ocak Köyü'ne gitmek için yola koyuluyoruz. Yürümeye başlıyoruz ve biran önce araba gelsin diye dua ediyorum, çok geçmeden bir traktör duruyor, yüzümdeki gülücükler görülmeye değer.



Köye vardığımızda traktör şoförü Hüseyin abi bize çay ısmarlıyor. Herkes güler yüzle bizi karşılıyor, kendimi bir masalda sanıyorum. Yemyeşil bir tepede, insanların güldüğü, sevecenlikle misafirleri karşıladığı bir köy. Çok zaman geçmeden Hıdır Abdal Türbesi'ni gezmeye koyuluyorum. Türbenin bahçesindeki dut ve çınar ağacı ile uzun uzun sohbet ediyoruz. Türbe'nin duvarındaki yazıları tek tek okuyorum. Dilerim bu bilge sözler ışık olur tüm insanlığa. Hıdır Abdal Türbesi Düşkünler Ocağı diye de biliniyor. Hıdır Abdal, Karaca Ahmet Sultan'ın oğlu, Anadolu dervişlerinden. Hacıbektaş'ın halifelerinden bir zat. Aynı zamanda ruh hastalarını iyileştirme özelliğiyle de biliniyor. Bu yüzden buraya şifa bulmaya gelen çok olurmuş.










Köyde Konuk Evi, Cem evi ve bir de köyde kullanılan eşyaların, kıyafetlerin vb. sergilendiği etnografya müzesi ve ayrıca etkinliklerin gerçekleştirildiği bir alan bulunuyor. Anadolu'da bir köyde bu saydıklarımın olması bir hayli etkiliyor beni. Keşfedilecek, gidilecek ne kadar çok yer var, bir kez daha aklım şaşıyor. Ağustos ayında köyde şenliklerin yapıldığını öğreniyoruz, bir daha bu köye gelmeliyim diye geçiyor içimden.

Türbeyi gezdikten sonra Hıdır Abdal'ı nereden öğrendiğimi hatırlıyorum. İzmir'de Halil dostumum yanındayken duvarda resmini gördüğüm dervişin adını sorduğumu ve Düşkünler Piri Hıdır Abdal diye cevap verdiğini hatırlıyorum. Demek Pir o zamandan göz kırpmış bana.

Köyde bir gece de olsa kalıp kalmamak arasında gidip geliyorum. Ve sonra Çit Köyü'ne geçmek üzere yola koyulmuş karar veriyoruz. Köyün çıkışında Eğin'in merkezindeki gibi mani yolu var. Bu kez burada deyişler yer alıyor. Hepsini okuyup öyle devam ediyoruz yola.






3 km'lik yol bu kez yokuş aşağı olduğundan yürümesi kolay olur diye düşünüyorum, ancak sıcak yoruyor beni ve bu kez araba geçmiyor. Dutluca Kahvesi'ne varınca çok yorulduğumu ve başka köye geçecek hakimin kalmadığını fark ediyorum. Diğer köyleri gezmeyi iptal edip Eğin'e dönmeye karar veriyoruz. Otostop çekmek için yola çıkıyoruz. Bir iki el ediyorum kimse durmuyor, sonra ticari bir taksi yaklaşıyor. Hasan taksi bu tabi ki duracak diyor, ama ben durumu açıklayınca şoför gelin yahu her şey para demek değil diyor. Böylece midemizin alt üst olacağı yolculuğa koyuluyoruz. Şoför bir hayli hız yapıyor, akşama Erzincan'a dönme kararı aldığımızdan arabaya yetiselim diye ses etmiyorum. İndiğimde bir süre kendime gelemiyorum. Bir yandan kampa yetişmeye çalışıyoruz bir yandan gönlüm Ocak Köyü'nde, diğer yandan göremediğimiz köylerde. Ahmet Kutsi Tecer'in göremediği köyüne yazdığı gibi, ben de içimden "Orada bir köy var uzaktaaa" şarkısını söyleyerek adımlarımı hızlandırıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah