Kayıtlar

Haziran, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kemaliye (Eğin) Günlükleri-4

Kemaliye hakkında yazdıklarımı düşününce birçok ayrıntıyı atladığımı fark ediyorum. Mesela Ali Demirsoy hocanın katkılarıyla kurulan doğa tarihi müzesi, değişik canlı türlerinin ve taşların sergilendiği kapsamlı bir müze. Burayı görmeden gitmeyin derim. Ayrıca eskiden Ermeni kilisesi olan binada etnografya müzesi yer alıyor. Müzedeki eski baskı ve fotoğraf makinesi beni en çok etkileyen eserlerden oldu. Müzenin arka tarafındaki Kanyon Kafe'de oturması pek keyifli, dallarda gezen sincaplar, kanyon manzarası ve iplerden asılı rengarenk lambalar. Evlerden birine gireceğimi biliyorum diyordum ya, işte onu da yaptım. Açık duran bir kapının girişinde oturan teyzeyle muhabbet ederek eve girmek için izin istedim. O da müsade edince girdim eve. Girdiğim ev epey eskiymiş, duvarlarda girintiler, ahşap gömme dolaplar ilgimi çeken detaylardan. Yine hatırladığım bir an ise Eğin sokaklarında dolaşırken kapı ağzında oturup teyzeyle muhabbet ettigimiz an. Teyzecim bana peksimet ile Eğin peynir...

Kemaliye (Eğin) Günlükleri-3

Resim
Eğin gez gez bitecek bir yer değilmiş onu anlıyorum. Şehir merkezi bir yana etrafta doğa yürüyüşleri yapılan rotalar, kanyonlar, köyler bulunuyor. Ayrıca burada her yıl doğa sporları festivali yapıldığını öğreniyoruz ve festivale çok az zaman kalmış. İsmail ile gezebiliceğimiz  yerler hakkında konuştuktan sonra Eğin'in köylerini ziyaret etmeye karar veriyoruz. Dutluca, Ocak ve Çit köylerini plana dahil ediyoruz. Ocak Köyü'nde Hıdır Abdal Türbesi olduğundan, Çit Köyü'nde Enver Gökçe'nin evi olduğundan bu köyleri tercih ediyoruz. Dutluca Köyü'nün neyi meşhurdu hatırlamıyorum:) Muhtemelen duyuları:) Ayrıca kampın biraz yukarısındaki köyün hepimizin çocukluğundan hatırladığı "Orada bir köy var uzakta O köy bizim köyümüzdür Gitmesek de kalmasak da O köy bizim köyümüzdür"                       Ahmet Kutsi Tecer şarkısının yazıldığı köy olduğunu öğreniyoruz.Dilerim buraya da uğrarız diye geçiyor içimden. ...

Kemaliye (Eğin) Günlükleri-2

Resim
Ertesi gün kampta Hacı Baba diye anılan Hacı Ömer'in sohbeti eşliğinde kahvaltı yapıyoruz. Hacı Baba, 500 yıllık aile mesleği olan kasaplığı İstanbul'un Beşiktaş semtinde uzun yıllar icra ettikten sonra memleketine dönüş yapıyor. Kemaliye'nin tarihinden, kültüründen, türkülerinden, türlü efsanelerinden bir kuble anlatıp dilimize bal çalan Hacı Baba, hikayelerinin devamını bir rakı sofrasında anlatabileceğini söylüyor.  Kahvaltıdan sonra başlıyoruz bu şirin kenti keşfetmeye. Kemaliye'nin ahşap evleri Karadeniz'i anımsatıyor bana. Evlerin içini çok merak ediyorum, içlerine gireceğimden hiç şüphem yok. Kapıların hepsinde değişik tokmaklar görüyorum ve bazı evlerin üzerinde ev sahiplerinin ismi yazıyor. Tokmakların hepsi ayrı ayrı incelenesi. Oldum olası kapılara merakım vardır zaten.                 Kapı Tokmakları Sokaklarda bolca altlarına bez serilmiş dut ağaçları gördüm. Dut Ağacı'nın bu yörelerde önemi büyük. A...

Kemaliye (Eğin) Günlükleri-1

Ertesi gün öğleden sonra 14.30 trenine biniyoruz. Kemaliye'ye doğrudan giden bir tren hattı yok, ancak minibüsler varmış sonradan öğreniyoruz. Tren biletlerinin hem daha ucuz olması hem de yolda yavaş yavaş süzülürken manzaraları daha rahat seyredebilme imkanı cezbedici oluyor bizim için. Yol boyunca Erzincan'a giderken uyuduğumdan kaçırdığım manzaraları seyrettiğim için mutlu oluyorum.  Trenden Bağıştaş İstasyonu'nda iniyoruz ve birden yağmur bastırıyor koştura koştura sığınacak bir yer ararken karşıda gördüğümüz kahvehaneye giriyoruz. Köy kahvesinde sıcacık çaylarımızı içip ısınıyoruz ve Kemaliye araçlarının saatlerini öğreniyoruz. İstanbul'dan memleketine geri dönüş yapan kafenin işletmecisi Serdal ile sohbet ediyoruz. Serdal, bize Bağıştaş Köyü'nün ünlü tostlarından yapıyor, bayıla ayıla, hamurlu gıdaları tüketmeme rağmen tostu yemiyor adeta yutuyorum diyebilirim. Gezmelereden bahsederken Serdal, kafenin yanındaki çimlik alanda turistlerin çadır kurduğundan b...

Erzincan Yolları

Resim
Dersim yıllardır merak ettiğim, festivalleri  ve doğal güzellikleriyle dostlarımdan adını binlerce kez işittiğim memleket. Muğla'nın köylerinde kendime bir aylık enfes bir terapi yaptıktan sonra Ankara'ya uğradım ve ver elini Tunceli dedim. Dersim'de yaşayan ve oraya aşık olan Deniz'den aldığım coşkuyla da yollara düşmeye karar verdim. Doğu Ekspresi'nden Erzincan'a gitmek üzere 33 tl'ye bilet aldım. Eh Erzincan'a gitmişken Erzincan'ı da gezmeye karar veriyorum. Ankara'dan önce otobüsle Kırıkkale/Irmak'a aktarma yapıp sonra trene binebiliyorsunuz. Trene binerken önce biraz tedirgindim sonra treni öyle çok özlediğimi fark ettim ki, yolculuğun tadını çıkarmaya koyuldum. Yol boyunca rayların çıkardığı sesleri dinlemenin, dağları, kır çiçeklerini ve dereleri izlemenin keyfine doyamadım. Yaşlı teyze ve amcaların birbirleriyle hastalıklarından konuşmaları ve hatta hastalıklarını yarıştırmaları  ve gece yarısı yüzlerini beyaza boyamış gezgin gençl...

Kayaköy Günlükleri

Resim
Çandır'dan sonra yolum Fethiye-Yanıklar Köyü'nde yaşayan dostlarımın yanına düştü. Birbirimize sohbetimizle şifa olduğumuz, dostlarımın sevgili kızları Arya ile oyunlar oynayıp, resimler yaptığımız oldukça keyifli zamanlardan sonra Kayaköy'e geçtim. Kayaköy, Fethiye'den yarım saat uzaklıkta Rumların terk ettiği evlerin olduğu ilginç bir köy. Kayaköy ile ilgili araştırma yaparken öğreniyorum ki, Rumlar da bu köyü bazı kaynaklara göre 11. bazılarına göre 14. yüzyılda Antik Likya Uygarlığı'na ait Karmylassos kenti üzerine inşa etmişler. Eski adıyla Levissi diye anılan köy, mübadele yıllarında boşaltılıyor, yerine Selanik'ten getirilen Türkler ne yapacağız bu kaya gibi evlerde dediklerinden buranın adı Kayaköy'e dönüşüyor. Şimdi terk edilmiş evler direnmekte zamana. Kayaköy yerleşim olarak geniş bir alana yayılıyor. Evler arası mesafeler oldukça uzun. Köye şehirden yerleşen ciddi oranda bir nüfus var. Türlü sanat işleriyle uğraşanlar, müzisyenler, kabak işç...

Çandır'da Geçen Günler

Resim
Turgut Köyü'nde günleri yaşarken bir gün Emre'nin Çandır'da kalmak isteyen olur mu diye yazdığını görüp hemen sordum ben kalabilir miyim diye, hem ilk yazan ben olmuşum hem de Emre'nin de gönlünden geçen benim kalmamdan yanaymış zaten. Daha önce Turgut'u planlamadığım gibi Çandır'ı da, Emre'nin evden ayrılacağını bildiğimden hiç rotama almamıştım. Meğer evden ayrılmasına daha zaman varmış. Buna gerçekten çok sevinmiştim çünkü hem Çandır'ı çok merak ediyordum, hem de oluşturduğumuz topluluk hayatının deneyimlendiği yerin havasını sonlarından da olsa soluyacaktım.  Çandır, Dalyan'a bağlı organik tarımın yapıldığı, bolca nar, portakal ve limon ağaçlarının olduğu, cennetten bir köşe diyebilirim. Köy, Muğla'nın ilk organik köyü olma ünvanını taşıyormuş ayrıca. Çandır'a ulaşım bilinenden biraz daha farklı seyrediyor. Şöyle ki, Dalyan'a vardıktan sonra çay bahçelerinin bitiminden sandallarla karşıya geçiliyor ve gerisinde köye ulaşmak için ...

Marmaris/Turgut Köyü'nde Geçen Günler

Resim
İşten ayrılalı bir hafta olmuştu, canım dostum Ebru ile Antakya'ya gezmeye gitmiştik. Antakya'nın ünlü Uzun Çarşısı'nda bir ulu bir çınar ağacının altındayken Ankara'dan arkadaşım aradı. Marmaris Turgut Köyü'nde yaşayan arkadaşlarının evden bir süreliğine ayrılacakları için köpeklerine ve tavuklarına bakacak birine ihtiyaç duyduklarını ve benim böyle bir şey isteyip istemeyeceğimi sordu. Ben de önüme çıkan bu güzel fırsatı değerlendirmek istedim ve evet dedim. Böylece Ankara'dan uzakta geçireceğim bir aylık yolculuğumun ilk durağı belli olmuştu. Köye varmamla birlikte gördüğüm ormanlar, Kızkumu manzarası şehrin keşmekeşinden çıkmış biri olarak beni bir hayli rahatlattı.   Eve geldiğimde hem Cüneyt ve Türkan ile hem de birlikte bir süre geçireceğim Asi ve Asu ile tanıştım. Asu,  gördüğü her şeye havlayıp ortalığı velveleye veren şirin mi şirin cüsse olarak Asi'ye göre küçük bir hatun. Asi ise, ilgiye bayılan, muşmula çekirdeklerinden ağaç dallarına varan...