Yaratıcı Hayatın Beslenmesi-2
Yaratıcı Hayatın Beslenmesi yazı dizisine kaldığım yerden devam ediyorum.
Hepsi aynı anda çalışan çok fazla sayıda psişik kompleks, nehre büyük bir zarar verebilir. Olumsuz psikolojik kompleksler yukarı çıkıp değerinizi, niyetinizi, samimiyetinizi ve yeteneğinizi sorgular. Bunlar ayrıca sizi tüketen, size yaratacak zaman bırakmayan, hayal kurma iradenizi yıkıma uğratan işlerde çalışarak "geçiminizi kazanmanız" gerektiğini ısrarla dayatan uyarılar da gönderir.
Yaratıcı kompleksin en büyük sorunlarından biri mantıklı düşünmediğiniz, mantıklı hareket etmediğiniz, bugüne kadar yaptıklarınızın mantıklı olmadığı ve bu yüzden başarısız kalmaya mahkum olduğu için ne yaparsanız yapın hiçbir sonuç alamayacağınız yönündeki ithamıdır. Her şeyden önce yaratmanın ilk evreleri mantıklı değildir-zaten öyle de olmamalıdır. Kompleks sizi bununla durdurmayı başarırsa, yenilirsiniz. Ona oturup sakin olmasını ya da işinizi bitirene kadar uzaklaşmasını söyleyin.
Bütün heyecanı kaybolana kadar fikirlerinden söz edip durur ya da yaratıcı aletlerini ve malzemelerini alıp giden insanlara karşı direnmez veya yaratıcı çalışmasını uygun bir şekilde yerine getirmesi için gerekli donanımı satın almama gafletinde bulunur ya da defalarca durup tekrar başlar; kedileri dahil herkesin istedikleri an onu kesintiye uğratmasına izin verir ve böylece projesi harabeye döner.
Zehirlenmiş ya da durgunlaşmış bir yaratım sırasında bir kadın, güzelim ruhsal-benliğini yiyormuş gibi yapmaya verir. Karşısındaki animusun şartlarını görmezden gelmeye çalışır. Bu yüzden buraya küçük bir çalışma atölyesi atar, şuraya küçük bir okuma zamanı bırakır. Ama sonunda elle tutulur bir şey yoktur. Sadece kendisini kandırmaktadır.
O halde nehir öldüğünde akışsızdır, hayat gücünü kaybetmiştir. Hindular der ki, kişileştirilmiş dişi kuvvet olan Şakti olmadığında, hareket etme yeteneğini içeren Şiva bir cesede döner. Şiva, eril ilkeyi canlandıran yaşam enerjisidir, eril ilke de sırası geldiğinde dünyadaki eyleme hayat verir.
Yaratmaktan korkan-fikirlerini dış dünyada açığa vurmaktan korkan ya da bunu özensiz ya da rastgele şekilde yapan-kadınlar ile bu kadınların düşlerinde yaralanmış ya da yaralayan erkekler ile ilgili birçok imge bulunması arasında güçlü bir bağlantı vardır. Buna karşın, dışarıda kendini ortaya koyma yeteneği açısından güçlü olan kadınların düşlerindeyse, genellikle değişik kılıklara bürünen güçlü bir ekek figürü görülür.
Dengeli ve sapmamış şekliyle animus aslında "köprü kuran adam"dır. Bu figür genellikle yönlendiren ve köprü kuran biri olarak işlerin üstesinden gelmesini sağlayan harika yeteneklere sahiptir. Bir ruh tüccarı gibidir. Bilgi ve ürün alıp satar. Sunulanların en iyisini seçer, en iyi fiyatları tespit eder, alışverişlerin dürüstlüğünü denetler, izler, tamamlar.
Bütünsel bir animus tamamen bilinçli olarak ve kendini incelemeye dönük yoğun bir çalışma sonucunda gelişir. Eğer insan, attığı her adımda kendi amaç ve iştahlarına dikkatle bakmazsa, ortaya gelişmesini tamamlamamış bir animus çıkar. Bu zararlı animus ince elenip sık dokunmamış ego itkilerini anlamsızca yerine getirebilir, çeşitli kör tutkuları pompalar ve üzerinde düşünülüp taşınılmamış sayısız iştahı doyurur.
Yetenekli kadınlar, yaratıcı hayatlarını geri alırken bile, güzel şeyler ellerinden, kalemlerinden, bedenlerinden akarken bile, hala gerçek birer yazar, ressam, sanatçı, insan olup olmadıklarını sorgularlar. Neyin "gerçeği" oluşturduğu konusunda kendilerine eziyet etmekten hoşlansalar bile yaptıkları her şey gerçektir. Bir çiftçi toprağa şöyle bir göz atıp ilkbaharda alacağı ürünü hesapladığında gerçek bir çiftçidir. Bir koşucu ilk adımı attığında gerçektir, bir ağaç hala çam kozalağında tohum olduğunda gerçektir. Yaşlı bir ağaç, yaşayan gerçek bir varlıktır. Hayata sahip olan her şey gerçektir.
Psişede tuhaf bir fenomen vardır: Bir kadın olumsuz animusun etkisi altında kaldığında, o kadının yaratıcı bir iş yapmaya yönelik her çabası animusu öyle kızdırır ki, saldırıya geçmesine sebep olur. Kadın eline bir kalem aldığında, nehir kenarındaki fabrika zehrini kusar. Okula başvurmayı düşünür ya da bir derse başlar, ama içsel bir beslenme ve desteğin eksikliği yüzünden tıkanarak yarı yolda bırakır. Hızlanır, ama sürekli olarak geride kalır. Bitmemiş nakış planları, hiç gerçekleşmemiş çiçek yatakları, hiç gidilmemiş gezintiler, sadece "ilgileniyorum" demek amacını taşıyan hiç yazılmamış notlar, hiç öğrenilmemiş yabancı diller, bırakılmış müzik dersleri, tezgahta asılı bekleyen...bekleyen örgüler çoğalır.
Kültür, dişil olanı değersizleştirmeye dönük büyük gücü ve eril olanın köprü kurucu doğasını yanlış anlaması yüzünden "imalathanelerin" ve kirlenmenin durumunu daha da kötüleştirir. Kültür, genellikle çözümsüz ve anlamsız sorularla kadını baskı altına alarak onun animusunu sürgünde tutar. Bu sorular sanki kompleksler geçerliymiş gibi bir hava yaratarak birçok kadını sindirir: "Ama sen gerçek bir yazar (sanatçı, anne, kız çocuk, kız kardeş, eş, sevgili, dansçı, kişi) misin? Gerçekten yetenekli (zeki, değerli) misin? Gerçekten söylemeye değecek (aydınlatıcı, insanlığa yardımcı olacak, şarbona çare bulacak) bir şeyin var mı?"
Yorumlar
Yorum Gönder