Yaratıcı Hayatın Beslenmesi-1

Son zamanlarda okumalarının arttığı, adının daha çok duyulmaya başladığı bir kitap Kurtlarla Koşan Kadınlar. Clarissa P. Estes'in kadınlara ve erkeklere muhteşem bir armağanı diye düşünüyorum. Adına bakıp da kadınlara göre bir kitapmış diye yüz çevirmeyin derim erkek canlarım. Bunun neden böyle olduğunu kitabı okuyunca anlayacaksınız. Kalınlığını görüp hemen ürkmeyin, zaten öyle bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap da değil kendisi. Hayatınızda geçirdiğiniz süreçlerle ilgili olarak dönüp dönüp yeniden bakacağınız, tefekküre dalacağınız bir kitap çünkü. Masallar ve bu masalların psikolojik çözümlemesiyle kendimizi tanıma, yaratıcılığımızı ortaya koyma, yitirdiğimiz yaratıcılığımıza yeniden kavuşma özetle doğallığımızı koruyabilme yolunda rehberlik yapan bana göre eşi benzeri olmayan bir kaynak. 

Kitabı aldığımda bir  süre kapağını dahi açmadım. Devasa kütüphanemde öylece duruyordu. Bir ara başlamaya niyet ettim, çok ağır geldi hiçbir şey anlamadım deyip kaldırdım rafa. Biten bir ilişkinin ardından yeniden aldım kitabı elime, hatta evimde bir kez kitabın ilk masalı olan "Mavi Sakal" adlı masalın çemberini yaptık. Ondan sonra da kitaba gittikçe ilgim arttı. Bir ara kitaba fena sardım  ve çok kısa bir zamanda bitirdim. Halbuki en başta da dediğim gibi roman gibi okunacak bir kitap değildi kendisi. Ne var ki kitabı okumaktan kendimi alamıyordum, ilk seferdeki gibi de değildi üstelik. Bu kez kitaptaki çözümlemeleri gayet güzel anlıyordum, ama anladıkça da içim biraz acıdı. Bazı zamanlar da göz yaşlarıma hakim olamadım. Çünkü kadınların içgüdülerinin türlü yollar ile nasıl zedelendiğini, kendi ellerimizle kendimize nasıl ket vurduğumuzu idrak ettikçe, gölgelerimle karşılaştıkça uykusuz geceler geçirdim. Hatta öyle anlar oldu ki, "Oha" deyip birkaç saat öyle donup kaldığımı hatırlıyorum. Ama artık biliyorum ki karanlıkların içinden geçmeyince ışığa ulaşılmıyor.

Son zamanlarda da kitaba yeniden dönme ihtiyacı hissettim. Hatta o aralarda arkadaşlarımın Kurtlarla Koşan Kadınlar Okuma günleri düzenlediğini gördüm. Bu sefer, "İskelet Kadın" adlı bölümü okuyacaklarını bildiriyorlardı. Yine savrulduğum bir anda bir ilişki denememin ardından bu bölümü okumaya başladım ben de. Kitaba yeniden başlamak çok iyi geldi. Ve yine hızımı alamayıp belirlediğim bazı bölümlerden devam ettim. Neredeyse yine bitirecekken içimden artık yazmalısın seslerini duyup kitaba ara verdim. Zaten yola düşeceğimden bir süre devam edemeyeceğim kitaba. 

Yaratıcılığımın yeniden akması, nehrin temizlenmesi, yeteneklerimin geliştirilmesi ve başka potansiyellerimin ortaya dökülmesi ile ilgili olarak "Temiz Su: Yaratıcı Hayatın Beslenmesi" bölümü bu sıralar ilgimi çeken bölümlerden oldu. Emre Ertegün arkadaşımdan aldığım feyz ile de  bu bölümden kendime notlar oluşturmaya karar verdim. Belki bunu başka bölümler için ya da kitabın geneli üzerine de yaparım daha sonra. Şimdilik içimde en çok yanan bölüm burası olduğundan buraya odaklanıyorum. 

Kimileri yaratıcı hayatın fikirlerde olduğunu söyler, kimileri de eylemde. Çoğu durumda, basit bir varlığın içindeymiş gibi görünür. Bu kendi içinde fazlasıyla incelikli olsa da, büyük bir ustalık gerektirmez. İster bir kişi olsun, ister bir sözcük, bir imge, bir fikir, isterse ülke ya da insanlık, bir şeye duyulan sevgidir, bir şeyi çok fazla sevmektir; taşkınlıkla yapılan her şey, bir yaratım eylemidir. Bu ne bir ihtiyaç meseledir ne de tekil bir iradi eylem; yalnızca bir şarttır. 

Yaratıcılık, ne kadar dolambaçlı olursa olsun, ona giden yolu bulabileceğimizi umarak orada öyle duran bir şeyden çok, içimize yükselen, yuvarlanan, kabaran ve dökülen bir şeyden çıkar. Bu anlamda, yaratıcılığımızı asla kaybetmeyiz. O her zaman oradadır, ya bizi doldurur ya da yoluna yerleştirilen her türlü engelle çatışır. Bize gelen bir giriş yolu bulamazsa geri çekilir, enerji toplar ve bir gedik açana kadar tekrar tekrar toslar. Onun ısrarcı enerjisinden ancak ona karşı sürekli bariyerler kurarak ya da yıkıcı olumsuzluklarla ve ihmalle zehirlenmesine izin vererek kaçınabiliriz. 

Belki de insan bir başkasının yeteneklerine ve/veya bir başkasının görünüşte kazandığı veya eline geçen karlara ya da yararlara o kadar hayran olur ki, kendine özgü yeteneklerini sınırsız ve şaşırtıcı derinliklere doğru geliştirmek yerine vasat bir "onlar" olmaktan, ne yazık ki gocunma duymaksızın bir taklit ustası olup çıkabilir. Belki bir aşırı-büyülenmeye ya da kahraman tapınısına yakalanmıştır ve kendi beznersiz yeteneklerinin nasıl ortaya çıkarılacağı konusunda bir fikri yoktur. Belki korkuyordur, çünkü sular derindir, gece karanlıktır ve yol çok uzundur; oysa bunlar tam da insanın özgün ve değerli yeteneklerinin gelişmesi için gerekli ve doğru olan koşullardır. 

Vahşi kadın, bize aktığında biz de akarız. Ondan bize uzanan geçit tıkanmışsa, biz de tıkanırız. Onun akıntıları bizim kendi olumsuz içsel komplekslerimiz ya da çevremizdeki kişilerin meydana getirdiği ortam tarafından zehirlenmişse fikirlerimizi ustaca işleyen hassas süreçler de kirlenir. O zaman ölmekte olan nehirlere benzeriz. Bu ihmal edilecek, önemsiz bir şey değildir. Temiz yaratıcı akıntının yitirilmesi, psikolojik ve tinsel bir bunalıma yol açar. 

Bir kadının yaratıcı hayatı nasıl kirlenmiş bir hale gelir? Yaratıcı hayattaki bu tortulaşma, yaratma işinin esinlenme, yoğunlaşma, örgütlenme, gerçekleştirme ve sürdürmeden oluşan beş evresini de işgal eder. Bunlardan birini ya da birden fazlasını yitiren kadınlar, kendileri için yeni, yararlı ya da empatik bir şey "düşünemediklerini" söylerler. Sevgi ilişkileri, çok fazla çalışma, çok fazla oyun, yorgunluk ya da başarısızlık korkusu nedeniyle akılları kolayca çelinebilir. 

Kimi zaman örgütlenme düzeneklerini bir araya getiremezler ve tasarıları da yüz ayrı yerde yüz parçaya dağılmış halde yatar. Kimi zaman sorunlar kadının kendi dışadönüklüğüne ilişkin safdilliğinden kaynaklanır: Dış dünyada birkaç adım atmakla gerçekten bir şeyler becermiş olduğunu düşünür. Bu bir şeyin kollarını yapıp bacaklarını ya da kafasını yapmamak ve buna rağmen tamamlanmış olduğunu söylemek gibidir. Böylece kadın, kendini ister istemez eksik hisseder. 

Kimi zaman da çevresindekilerin ya da kafasında sızlanıp duran seslerin saldırısı altındadır: "Çalışman yeterince tatminkar değil, yeterince iyi değil, yeterince şu değil, bu değil. Çok fazla debdebeli, son derece küçük ölçülerde, çok fazla anlamsız, çok süre alır, çok kolay, çok zor." Bu nehre kadmiyum dökmektir. 

Mazeretler, kirlenmenin başka şeklidir. Kadın yazar, ressam ve dansçılardan ve diğer tüm kadın sanatçılardan, yeryüzü soğuduğundan bu yana uydurulan tüm mazeretleri duydum. "Hep meşgulüm, evet, yazı yazmak arada bir zor geliyor, baksanıza geçen yıl iki şiir yazdım, evet ve son on sekiz ayda bir resim yaptım, evet, evin, çocuklarımın, kocamın, kedinin, erkek arkadaşımın bakım ve ilgime ihtiyaçları var. Zamanı gelince elime alacağım, param yok, zamanım yok, zaman ayıramıyorum......


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hindistan'da Tek Başıma ilk Tren Yolculuğum

Hindistan Aşkı Üzerine Karalamalar

Yalova Dergah