Hindistan'a Giderken
Yazarların hayatlarını okurken genelde şu cümleye çok rastladığımı hatırlarım: "Yazmasam çıldıracaktım." Ben de uzun zamandan beri yazmıyorum. İçimde dolup taşanlar sonunda beni harekete geçirip bilgisayarın başına yazmak için oturttu.
Bir süre Türkiye'de gezdiğim yerlerle ilgili bende yankı bulanları yazıya aktardım ve bunları blogta paylaştım. Bu gezdiğim yerler haricinde Karadeniz gezimizi yazmadım. Her şeyi de anlatacak değilim ya:) Velhasılı kelam bugüne değin bilfiil gezme halinde değildim, yeri geldi Ankara'da evimde uzun uzun dinlendim, yeri geldi düğünlere gittim, yeri geldi köyde uzun uzun vakit geçirip kışlıklar hazırladım, ellerimle kanaviçe kolyeler yaptım, üretimin tadına vardım.
Bir süre sonra şimdi ben ne yapacağım, nereye gideceğim gibi bir kaygıya kapıldım. Aslında nereye gideceğim çoktan belliydi, ama korkularımdan ötürü biraz erteliyordum. O yüzden yurtiçi gezmelerine ağırlık verdim hatta diyebilirim. Geldiğim süreçte görüyorum ki bu zamana da çok ihtiyacım varmış, çünkü bugünlerde moda olan sırt çantasını alıp yıllarca dünyayı gezenler kervanında yer almak istemediğimi (en azından şimdilik) gördüm. Bazı şeylerin kendi adıma özenmeden ibaret olduğunu fark ettim ve sordum kendime "Ne istiyorum gerçekten, önceliğim nedir diye?" Cevap, dansı izlemem yönündeydi. Bu yüzden de günler, geceler boyunca videolarını izlediğim, her gün hakkında mutlaka bir şeyler okuduğum "Odissi Tapınak Dansı" eğitimi almaya Hindistan'a gitmek için harekete geçebildim. Harekete geçmek gerçekten çok iyi geldi, çünkü belki de bir ömür harekete geçmediğimi fark ettim:) Vize işlemleri, yol hazırlıkları, bir takım prosedürler derken üç haftalık sürenin sonunda geldi çattı yolculuk vakti.
İlk kez tek başıma yurt dışına çıkacak olmanın ve gideceğim ülkenin Hindistan olmasının heyecanı bir başkaymış gerçekten. Yolculuk hazırlıkları süresince zihinsel olarak biraz yorulduğumu söyleyebilirim . Ah bu içerideki mavi sakalların mırıldanmaları: "Acaba doğru mu yapıyorsun, hem gidip eğitim alsan ne olacak, para kızım her şey para, bak yolculuk için bile ne kadar para harcadın, birden dansçı mı olacaksın, hem gideceğin yerde sıtma da görülüyormuş" gibi gibi benzer bilimum cümle. Neyse ki, gitmeme bir gün kala gayet rahatladım, sadece içimde tatlı bir heyecan kaldı. Artık tadını çıkarmak istiyorum, yolların, Hindistan'ın ve dansın:)
Bu süreçte bana destek olan arkadaşlarım, dostlarım, kızkardeşlerim, canım ailem sağolun var olun. Ayrıca bu vesile ile bir sürü yeni insanla tanış olduk, misal rehber Zafer Bozkaya bana şimdiden orada kullanmam için sim kartını verdi ve Hindistan Gezi Rehberi'nden gideceğim bölge ile olan kısmını hediye etti. Desteklendiğimi bilmek epey bir hafifletti beni. Bir de yerleşik hayata geçmiş iken yeniden döndüğüm kutsal kitap "Kurtlarla Koşan Kadınlar" dan okuduğum bölümler tam da ihtiyacım olan bölümler oldu. Aklımın bir köşesinde sonsuza kadar dans etmekle lanetlenen kırmızı ayakkabılı kızı da tutmuyor değilim:) Bu yüzden sakin, uyanık ve dengeli olmaya gayret gösteriyorum. İçgüdülerimi iyileştiriyorum diyebilirim bir nevi. Vahşi ruhun geri dönüşü:) Yıllar önce elimde olduğunu hatırladığım lakin bir türlü okuyamadığım bir hayli popüler olan kitap Simyacı'yı da okumak yollara düşmeden önce çok iyi geldi.
Döndüğümde işe devam edecek miyim bilmiyorum, döndüğümde dans dersi verecek miyim bilmiyorum, işe devam edemeyecek isem nasıl para kazanacağım, döndüğümde nerede yaşayacağım, döndüğümde şu bu diye devam eden soruların cevaplarını gerçekten bilmiyorum ve bilinmezlikte yol almak çokça keyifli geliyor artık. Sorularla ilgili benim bir yanıtım olmasa da Simyacı'dan çok güzel bir cevap geliyor:
"Arkada bıraktığın şeyleri düşünme", dedi Simyacı, atlarıyla çölün kumlarında ilerlerlerken. Her şey Evrenin Ruhu'na kazınmıştır ve ebediyen orada kalacaktır.
"İnsanlar gitmekten çok geri dönüşü hayal ediyorlar," dedi, çölün sessizliğine-yeniden-alışmış olan delikanlı.
"Bulduğun şey, saf maddeden yapılmışsa hiçbir zaman çürümeyecektir. Ve oraya bir gün geri döneceksin. Bir yıldız patlaması gibi bir anlık ışıktan başka bir şey değilse o zaman geri dönüşünde hiçbir şey bulamayacaksın. Gene de en azından bir ışık patlaması görmüş olacaksın. Yalnızca bu bile yaşamış olmanın zahmetine değer."
"Arkada bıraktığın şeyleri düşünme", dedi Simyacı, atlarıyla çölün kumlarında ilerlerlerken. Her şey Evrenin Ruhu'na kazınmıştır ve ebediyen orada kalacaktır.
"İnsanlar gitmekten çok geri dönüşü hayal ediyorlar," dedi, çölün sessizliğine-yeniden-alışmış olan delikanlı.
"Bulduğun şey, saf maddeden yapılmışsa hiçbir zaman çürümeyecektir. Ve oraya bir gün geri döneceksin. Bir yıldız patlaması gibi bir anlık ışıktan başka bir şey değilse o zaman geri dönüşünde hiçbir şey bulamayacaksın. Gene de en azından bir ışık patlaması görmüş olacaksın. Yalnızca bu bile yaşamış olmanın zahmetine değer."
Mümkün olduğunca halimi ahvalimi, oralardan görüntüler, aşık olduğum dans ile ilgili bilgiler, fotoğraflar paylaşmak istiyorum elbette. Ancak hayatımda ilk kez bir şeye odaklanmaya yürekten niyet etmişken de, gerçekten sosyal medyayı olabildiğince az, sadece gerekli olduğunda kullanmak istiyorum. Bu vesile ile akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığımdan kurtulacağımı düşünüyorum. Bunun yerine bolca yazmak güzel olacak sanıyorum.
O zaman bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle, hoş kalınız.
O zaman bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle, hoş kalınız.
Yorumlar
Yorum Gönder