Kayıtlar

Eylül, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yaratıcı Hayatın Beslenmesi-3

Nehri Geri Almak Besin alma;  Nehrin temizliğine başlamak için besin alın. "Olumsuz kompleksler özellikle en ilgi çekici, en devrimci, ve en güzel fikirlere, en yaygın yaratıcılık formlarına yönelir. Bu konuda ilerleyebileceğimiz iki ayrı yol olmadığı için, davranışları daha berrak ve anlaşılır olan animusu çağırmalı, daha eski olanı da emekliye ayırmalı, yani psişenin havası alınıp katlanmış itki ve katalizörlerinin dosyalanıp atıldığı arşiv katına göndermeliyiz. Tepki verin;  Yaratmak için tepki verebilmek gerek. Yaratıcılık, çevremizde olup biten her şeye duyarlı olma, içimizde doğan yüzlerce düşünce, duygu, eylem ve yanıt olasılığı arasından seçim yapma ve bunları önem, tutku ve anlam taşıyan tek bir yanıt, ifade ya da iletide bir araya  getirme yeteneğidir.   Vahşi Olun; Eğer   onu özgürleştirmek istiyorsak, kendi düşünsel hayatlarımızın özgürce akmasına, daha işin başında hiçbir şeyi sansürlemeden her şeyin ortaya çıkmasına izin vermemiz gerekir....

Yaratıcı Hayatın Beslenmesi-2

Yaratıcı Hayatın Beslenmesi yazı dizisine kaldığım yerden devam ediyorum. Hepsi aynı anda çalışan çok fazla sayıda psişik kompleks, nehre büyük bir zarar verebilir. Olumsuz psikolojik kompleksler yukarı çıkıp değerinizi, niyetinizi, samimiyetinizi ve yeteneğinizi sorgular. Bunlar ayrıca sizi tüketen, size yaratacak zaman bırakmayan, hayal kurma iradenizi yıkıma uğratan işlerde çalışarak "geçiminizi kazanmanız" gerektiğini ısrarla dayatan uyarılar da gönderir.  Yaratıcı kompleksin en büyük sorunlarından biri mantıklı düşünmediğiniz, mantıklı hareket etmediğiniz, bugüne kadar yaptıklarınızın mantıklı olmadığı ve bu yüzden başarısız kalmaya mahkum olduğu için ne yaparsanız yapın hiçbir sonuç alamayacağınız yönündeki ithamıdır. Her şeyden önce yaratmanın ilk evreleri mantıklı değildir-zaten öyle de olmamalıdır. Kompleks sizi bununla durdurmayı başarırsa, yenilirsiniz. Ona oturup sakin olmasını ya da işinizi bitirene kadar uzaklaşmasını söyleyin. Bütün heyecanı kaybolana...

Yaratıcı Hayatın Beslenmesi-1

Son zamanlarda okumalarının arttığı, adının daha çok duyulmaya başladığı bir kitap Kurtlarla Koşan Kadınlar.  Clarissa P. Estes'in kadınlara ve erkeklere muhteşem bir armağanı diye düşünüyorum. Adına bakıp da kadınlara göre bir kitapmış diye yüz çevirmeyin derim erkek canlarım. Bunun neden böyle olduğunu kitabı okuyunca anlayacaksınız. Kalınlığını görüp hemen ürkmeyin, zaten öyle bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap da değil kendisi. Hayatınızda geçirdiğiniz süreçlerle ilgili olarak dönüp dönüp yeniden bakacağınız, tefekküre dalacağınız bir kitap çünkü. Masallar ve bu masalların psikolojik çözümlemesiyle kendimizi tanıma, yaratıcılığımızı ortaya koyma, yitirdiğimiz yaratıcılığımıza yeniden kavuşma özetle doğallığımızı koruyabilme yolunda rehberlik yapan bana göre eşi benzeri olmayan bir kaynak.  Kitabı aldığımda bir  süre kapağını dahi açmadım. Devasa kütüphanemde öylece duruyordu. Bir ara başlamaya niyet ettim, çok ağır geldi hiçbir şey anlamadım deyip kaldırdım...

Bozkırı Sevmek Üzerine

Resim
Karşımda uzayıp giden tarlalar rengarenk kumaşların birleştirilmesiyle yapılan kırkyamaları andırıyor. Her biri farklı şekilde, büyüklükte ve renkte. Kimisi sarı, kimi yeşil, kimi kızıl...Altlarından uzayıp giden Kızılırmak...Kızılırmak boyunca iğde, söğüt, kavak ağaçları ve kamışlar bir yol yapmışlar ki, içinde yürümeye doyum olmuyor. Irmağın sol yamacında ise kıvrım kıvrım olmuş tepeler...Tepelerin hemen altında üzüm bağları...Tam da bu sıralar bağ bozum zamanı. Hemen yanı başımda ise kuru patlıcan, bamya, kabak ve biberler...Rüzgar estikçe tıngır mıngır sallanıyorlar. Doğal olarak müziğin ritmine katılıyorlar onlar da. Bir yandan asma yapraklarının salınışı, öte yandan sarmaşıkların çıkardığı hışırtılar...Gün battı, soğuk soğuk yel esiyor. Güz kapıda, tüm köy kışlık yiyeceklerini hazırlamakla meşgul şu sıralar. Bu yüzden komşular bile birbirleriyle görüşemiyorlar neredeyse. Sabah erkenden kalkıp gün batımına kadar el birliğiyle işler yapılıyor.  Bugün gözleme ve salça yaptı...

Hindistan'a Giderken

Yazarların hayatlarını okurken genelde şu cümleye çok rastladığımı hatırlarım: "Yazmasam çıldıracaktım." Ben de uzun zamandan beri yazmıyorum. İçimde dolup taşanlar sonunda beni harekete geçirip bilgisayarın başına yazmak için oturttu.  Bir süre Türkiye'de gezdiğim yerlerle ilgili bende yankı bulanları yazıya aktardım ve bunları blogta paylaştım. Bu gezdiğim yerler haricinde Karadeniz gezimizi yazmadım. Her şeyi de anlatacak değilim ya:) Velhasılı kelam bugüne değin bilfiil gezme halinde değildim, yeri geldi Ankara'da evimde uzun uzun dinlendim, yeri geldi düğünlere gittim, yeri geldi köyde uzun uzun vakit geçirip kışlıklar hazırladım, ellerimle kanaviçe kolyeler yaptım, üretimin tadına vardım.  Bir süre sonra şimdi ben ne yapacağım, nereye gideceğim gibi bir kaygıya kapıldım. Aslında nereye gideceğim çoktan belliydi, ama korkularımdan ötürü biraz erteliyordum. O yüzden yurtiçi gezmelerine ağırlık verdim hatta diyebilirim. Geldiğim süreçte görüyorum ki bu zam...